“GİRİŞİMCİLİK” DOĞRU YORUMLANMALI

girisimcilik

Günümüzün en dikkat çeken ve geliştirilmesi büyük gayret sarfedilen konusu  “Girişimcilik”. Girişimcilik üzerine çeşitli projeler yapıldıkça, farklı bölgelerde uygulandıkça, üniversiteler programlarına aldıkça, hatta bazıları yüksek lisans programı dahi oluşturdukça, kamu kurumları geliştirilmesi için bir çok karşılıksız mali desteklerini açıkladıkça, sivil toplum kuruluşları özendirmeye devam ettikçe daha dikkat çekici bir ilgi  odağı haline gelen; ancak herkes bir şey söyledikçe durması gereken yerden biraz daha uzaklaşan bir konu.

Burada, dikkat çekmek istediğim; çeşitli kesimlerin üzerine çalışmasından ya da farklı uygulamalarının olmasından duyduğum rahatsızlık asla değil, ilgilenildikçe yanlış tanımlamaların ve konumlandırmaların olması durumudur. Birçok kişi ki aralarında işsizlerin, kadınların, çocukların; hatta bazı üniversite öğrencilerinin ya da akademisyenlerin bulunduğu gruplar tarafından yanlış yorumlanan bir kavram “Girişimcilik”. Tabiri caizse çamur edilmiş bir kavram.

Sadece ticari boyutta değerlendirilmemelidir

Günümüzde, girişimciliği doğru anlamak için iki temel durumu iyi kavramak gerekmektedir. Birincisi girişimcilik sadece ticari bir girişimde bulunmuş, bir risk alarak yenilikçi bir yapı kurmuş insanlara özgü değildir. Yani girişimcilik sadece ticari boyutta algılanmamalıdır.

Profesyonel bir iş sözleşmesi çerçevesinde, maaş karşılığı çalıştığı kurumda, aidiyet göstererek şimdiye kadar yapılanlardan farklı çözümler yaratan; maliyetleri azaltmaya, işlevselliği ve toplam verimi arttırmaya çalışan ve bunu başaran kişiler de girişimcidir. Biz buna “İç Girişimcilik” adını vermekteyiz.

İç girişimciler proje tabanlı gelişim gösteren firmaların en değerli varlıklarıdır. Onlar birer değişim ajanıdır. Kurum içinde yaratılması istenilen dinamik, yatay, iletişime açık, gelişimi destekleyen yapının oluşturulmasındaki en büyük yardımcılardır. Muhtemeldir ki, bundan sonraki işe alım prosedürlerinin en başına, aday için “girişimci özellik taşıyan” ibaresi yazılacaktır. Bunun bir farklı örneğini, kamu kurumlarında “memur” statüsünde çalışan kişilerde de görmek mümkündür.

Anladığımız şekilde kaytarma niyetinde olmayıp, görevini en iyi şekilde yerine getirme zihniyetine sahip; sorumluğu kapsamındaki olaylara farklı bakış açıları ile yeni çözümler sunan, inisiyatif alabilen bu kişilere de “kamu girişimcisi” demek yanlış olmayacaktır. Yapısal ve fonksiyonel özellikleri düşünüldüğünde bir iç girişimci olarak nitelendirilen kamu girişimcileri, “memur” kelimesinin kafalardaki tanımına radikal şekilde zarar vererek, kamu faydası üreten çalışanlardır. Evet, yan masadaki mesai arkadaşı ile aynı ücreti alır. Ama farkı farklılığındadır.

Bunun dışında; amacı, kapsamı ve yapısı hem ticari girişimciden hem de iç girişimciden farklı bir boyut daha vardır. Bu kişiler de; devletin, özel sektörün ve sivil toplumun henüz çözemediği  toplumsal problemleri ele alan, fikir ve çözüm üreten, benzer riskleri almasına rağmen itibar ve para kazanmayı hedeflemeyen “Sosyal Girişimci”lerdir. Toplumda yer alan her türlü sosyal, sosyo-kültürel ya da sosyo-ekonomik problemlerle savaşan, sürdürülebilir çözümler yaratan ve öncü niteliğindeki kişilerdir.

Farklı kaynaklarda genç girişimci, tekno-girişimci, kadın girişimci gibi özelleştirilmiş girişimci türlerine rastlamak da mümkündür. Ancak bu yaklaşımların hepsi amaç, kapsam ve yapı itibariyle yukarıda bahsettiğimiz boyutlandırmalar arasında kendilerine yer bulacaklardır. Literatür bakımından ayrıca bir farklılıkları bulunmamaktadır.

Tüm bunlar birlikte düşünüldüğünde; girişimci, gerek kendi işinde, gerek profesyonel yaşamında gerekse de sosyal bakımdan toplum için değer yaratan, fayda sağlayan kişidir.

Son günlerde konuşulan bir yeni kavram ise “Çocuk Girişimciliği”dir. Kişilerin yaşanmışlıklar, eğitimler ve belli öğrenmelerden sonra; değiştirmelerinin ve vizyon bakımından geliştirilmelerinin zorlukları düşünüldüğünde önem kazanmakta olan bir kavramdır. Ulusal Yenilik Sistemi 2023 hedefleri doğrultusunda alınan 2010/201 sayılı “Ulusal Bilim, Teknoloji ve Yenilik Stratejisi 2011-2016” kararlarında “girişimciliğin ilköğretimden doktoraya kadar tüm eğitim seviyelerinde verilmesi gerekliliği” ibaresi ile karar alıcılar tarafından altı çizilmiştir.

Bu tanım da, bireylerin çocuk yaştan itibaren girişimci düşüncenin temelleri doğrultusunda; gelecek yıllarda gerek kendi işlerini kurarak gerekse de çalıştıkları kurumlar ve içinde bulundukları toplum için özgün, yenilikçi ve sürdürülebilir faydalar sağlayarak değer yaratmaları için yetiştirilmesi anlamına gelmektedir. Bir “önce öğrenme süreci” olarak değerlendirilebilir.

İnadına “Yenilikçilik”

Girişimciliği doğru anlamak ve konumlandırmak için kavranması gereken bir diğer konu ise, kendi işini kurmak ve girişimci olmak arasındaki farktır. Tek kelime ile açıklanabilecek olan bu farklılık çok büyük önem taşımakta ve hem bugünün yetişkinlerini değerlendirme hem de gelecek için bireyleri yetiştirme konusunda belirgin bir ipucu vermektedir.

Ticari anlamda girişimci sayılabilmek için; faaliyet gösterilen ve/veya gösterilecek olan iş sektörüne, gerek üretim sistemleri gerek mevcut pazar dinamikleri gerekse de müşteri kullanımı açısından bir yenilik getirmek gerekmektedir. Son şansımız olarak, kredi çekerek bir tekel bayi açmak ya da yeteneklerimiz doğrultusunda bir iş kurmak girişimcilik değilken; bir pazar fırsatı yakalayarak, tüm yeme-içme servisi sağlayan firmaları aynı internet sitesinde toplamak, tüketicilere farklı bir dağıtım seçeneği sunmak ise girişimcilik olarak nitelendirilebilir.

Yenilikçilik, girişimci düşüncenin temelleri düşünüldüğünde ilk sırada yer almakta olan çok önemli bir konudur. Yenilikçi olmayan bir kişi, kurum, kuruluş herhangi bir yapı farklı olarak nitelendirilemez. Farklı olmayan ise girişimci olamaz. Unutmayalım ki asıl olan fark yaratmak ise yenilikçi olmak bir avantaj ya da özellik değil, bir şarttır.

PS: Yabancı iklimlerde girişimciliğin en yaygın kabul gören tanımı ise “doing something new out of nothing” şeklindedir