🇹🇷 1 HAZİRAN 1911: TÜRK HAVA KUVVETLERİNİN KURULUŞU

20. yüzyılın başlarında havacılık alanında önemli ilerlemeler yaşanmış, Wright Kardeşler’in 17 Aralık 1903’te gerçekleştirdiği ilk motorlu uçuş modern havacılığın başlangıcı kabul edilmiştir. Bu gelişme kısa sürede Avrupa ve Amerika’da büyük bir etki oluşturmuş, uçakların askerî amaçlarla kullanılabileceği fikri ortaya çıkmıştır. Osmanlı Devleti de bu gelişmeleri yakından takip etmiş, 1909 yılında İstanbul’da yapılan balon ve uçak gösterileri sonrasında uçakların savaşlarda kullanılabileceğine dair değerlendirmeler yapılmıştır. Bu kapsamda kurulan askerî komisyon, havacılığın gelecekte savaşlarda belirleyici olacağını ifade ederek gecikmeden tedbir alınması gerektiğini rapor etmiştir.
Osmanlı Devleti’nde havacılığın kurumsallaşması 1 Haziran 1911 tarihinde Kurmay Yarbay Süreyya İlmen başkanlığında kurulan “Tayyare Komisyonu” ile başlamış ve bu tarih Türk Hava Kuvvetlerinin resmî kuruluş günü olarak kabul edilmiştir. Bu yönüyle Osmanlı havacılığı, dünyadaki ilk hava kuvvetleri teşkilatları arasında yer almıştır. Aynı dönemde havacılık eğitimi için subaylar Avrupa’ya gönderilmiş, özellikle Fransa’da eğitim alınarak bilgi ve tecrübe kazanılmaya çalışılmıştır. Türk askerî havacılığının kuruluş sürecinde, kara subaylarının yanı sıra Bahriye Nezaretine bağlı deniz subayları ve özellikle “çarkçı” olarak adlandırılan makine mühendisi ve makinist subaylar önemli rol oynamıştır. Osmanlı Devleti’nin son döneminde havacılık gibi ileri teknoloji gerektiren yeni bir alanda en büyük ihtiyaç yetişmiş teknik personel olduğundan, dönemin en nitelikli mühendislik eğitimine sahip deniz çarkçıları bu açığın kapatılmasında öncü olmuştur. 1912 yılında Fransa ve İngiltere’deki havacılık okullarına gönderilen ilk öğrenci kafilelerinde deniz çarkçı subayları da yer almış; bu personel yalnızca pilotluk eğitimi almakla kalmayıp uçak motorları, bakım faaliyetleri ve aerodinamik konularında uzmanlaşarak yurda dönmüştür. Yeşilköy’de kurulan Tayyare Mektebi ile ilk uçak bakım ve onarım atölyelerinin teknik altyapısının oluşturulmasında da bu subayların bilgi ve tecrübelerinden yararlanılmıştır. Deniz çarkçı subaylarının katkıları teknik alanla sınırlı kalmamış, Türk havacılığının ilk kahramanları arasında da yer almışlardır. Örneğin Deniz Çarkçı Yüzbaşı Mehmet Fethi Bey, Türk havacılık tarihinin ilk pilot şehitlerinden biri olarak hafızalarda yer edinmiştir. 1914 yılında Türk halkına havacılık fikrini benimsetmek amacıyla gerçekleştirilen İstanbul-Kahire uçuşu sırasında uçağının düşmesi sonucu şehit olan Fethi Bey, Türk havacılık tarihinin öncü isimlerinden biri olmuştur. Ayrıca Bahriye Nezaretinin desteğiyle kurulan Deniz Tayyare Mektebi ve deniz havacılığı faaliyetleri, Osmanlı havacılığının farklı alanlarda gelişmesine katkı sağlamıştır. Deniz Kuvvetlerinden gelen mühendislik birikimi ve teknik disiplin, Türk hava gücünün kurumsal ve teknik altyapısının oluşmasında önemli bir temel teşkil etmiştir. Bu gelişmelerle beraber Osmanlı Devleti uçakların etkin şekilde kullanılmasıyönündeki ilk büyük sınavını 1911 Türk-İtalyan Savaşı’nda vermiş, İtalyanlar uçakları savaşta aktif biçimde kullanırken Osmanlı ordusu bu imkândan yeterince faydalanamamıştır. Buna rağmen bu savaşta bir düşman uçağının düşürülmesi ve pilotun esir alınması havacılık tarihine önemli bir gelişme olarak geçmiştir. Balkan Savaşları döneminde Türk havacıları ilk kez savaş ortamında aktif görev almış, özellikle keşif uçuşlarıyla orduya önemli katkılar sağlamıştır. Birinci Dünya Savaşı’na gelindiğinde Osmanlı Hava Kuvvetleri daha geniş bir yapıya ulaşmış, Alman desteğiyle birlikte uçak sayısı ve teşkilat yapısı gelişmiştir. Yaklaşık 17 tayyare bölüğü ve 450 civarında uçakla faaliyet gösterilmiş, meteoroloji ve hava destek unsurları da oluşturulmuştur. Ancak savaşın sonunda Mondros Ateşkes Antlaşması sonrası havacılık teşkilatı büyük ölçüde zayıflatılmış ve 1920 yılında İstanbul’un işgaliyle birlikte tamamen lağvedilmiştir.
Millî Mücadele döneminde havacılık yeniden örgütlenmiştir. 1920 yılında Büyük Millet Meclisi tarafından Hava Kuvvetleri Şubesi kurulmuş, Eskişehir ve Erzincan’da uçuş merkezleri oluşturulmuştur. Batı Cephesi’nde kurulan hava birlikleri keşif ve destek görevleriyle Kurtuluş Savaşı’nın önemli bir parçası olmuş, “Kartal Müfrezesi” gibi birlikler aktif görev yapmıştır. Uçak ihtiyacı ise hem dış alımlar hem bağışlar hem de ganimetlerle karşılanmış, Türk hava unsurları düşman hareketlerini izleyerek kara kuvvetlerine stratejik üstünlük sağlamıştır. Bu sayede hava gücü, Kurtuluş Savaşı’nın kazanılmasında önemli bir rol üstlenmiştir. Cumhuriyet’in ilanından sonra ise Türk Hava Kuvvetleri modern bir yapıya kavuşturulmaya başlanmıştır. 1923 yılında Hava Kuvvetleri Müfettişliği kurulmuş, 1924 yılında Atatürk TBMM’de yaptığı konuşmada hava kuvvetlerinin önemini vurgulayarak bu alana özel dikkat çekmiştir. 1925 yılında Türk Tayyare Cemiyeti kurulmuş ve havacılığın halka yayılması, pilot yetiştirilmesi ve yerli üretimin geliştirilmesi hedeflenmiştir. Aynı dönemde uçuş okulları, bakım merkezleri ve eğitim birlikleri oluşturulmuştur. 1926 yılında Kayseri’de kurulan TOMTAŞ ile Türkiye’de ilk uçak üretim çalışmaları başlamış, Alman firmalarıyla iş birliği yapılmıştır. Bu süreçte makinist okulları açılmış, hava hekimliği ve meteoroloji gibi alanlarda da gelişmeler sağlanmıştır. 1927 ve 1928 yıllarında teşkilat yeniden düzenlenmiş, Hava Müsteşarlığı kurulmuş ve hava birlikleri daha merkezi bir yapıya kavuşturulmuştur. 1930’lu yıllara gelindiğinde alay sistemi oluşturulmuş, uçak sayısı ve personel kapasitesi artırılmıştır. 1935 yılında Türkkuşu kurulmuş, gençlerin havacılığa yönlendirilmesi sağlanmıştır. Aynı dönemde Nuri Demirağ gibi girişimciler tarafından özel uçak üretim girişimleri de başlatılmıştır. Türkiye ayrıca Avrupa ülkeleriyle eğitim ve teknik iş birlikleri yaparak pilotlarını yurt dışına göndermiştir. 1930’ların sonlarına doğru Türk Hava Kuvvetleri bölgesel bir güç haline gelmiş, modern uçaklarla donatılmış ve uluslararası ziyaret ve tatbikatlara katılmıştır. Atatürk, havacılığın ülke savunması için hayatîöneme sahip olduğunu sürekli vurgulamış, “İstikbal göklerdedir”, “Göklerde bizi bekleyen yerimizi almak zorundayız” ve “Bundan sonra bütün tayyarelerimizin ve motorlarının memleketimizde yapılması gerekir” sözleriyle bu alanın stratejik önemini ortaya koymuştur. Özellikle 1936 yılında Eskişehir ziyaretinde hava kuvvetlerinin yalnızca keşif değil, güçlü bir taarruz kabiliyeti de kazanması gerektiğini ifade etmiştir. O’nun döneminde Türk Hava Kuvvetleri, sınırlı imkânlardan modern bir yapıya dönüşmüş ve yaklaşık 500 uçaklık bir envantere ulaşarak bölgesel bir hava gücü haline gelmiştir.
Türk Hava Kuvvetleri, Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinde atılan ilk adımlardan itibaren gelişmeye başlamış, deniz çarkçılarının mühendislik ve teknik katkılarıyla ilerlemiş,Kurtuluş Savaşı’nda elde ettiği tecrübelerle kendini kanıtlamış ve Cumhuriyet’in ilanıyla birlikte sistemli bir şekilde yeniden yapılandırılmıştır. Atatürk’ün havacılığa verdiği önem, ortaya koyduğu hedefler ve ileri görüşlü yaklaşımı sayesinde bu süreç hız kazanmış; Türk Hava Kuvvetleri kısa sürede modern, güçlü ve çağının gerekliliklerine uyum sağlayan bir yapıya kavuşmuştur. Bugün gelinen noktada Türk Hava Kuvvetleri, yalnızca bir askerî güç değil, aynı zamanda Türkiye’nin bağımsızlığını, güvenliğini ve teknolojik gelişimini temsil eden stratejik bir unsur olarak varlığını sürdürmektedir.




